11.11.11

YAZMA UĞRAŞI

Bir yaşambilimcinin bakışıyla yalnızca “ölü kıllar” olan bir genç kızın saçlarını sevgilisinin “canlı”, dahası bazen “canalıcı” diye nitelendirebildiğine tanık olmayan sanırım pek azdır. Ayrı kişilik ve bilgilenme olanaklarına göre aynı bir nesne ya da olgunun bu bazen birbiriyle karşıtlaşırcasına değişik biçimlerde algılanması, elbette o nesne ya da olgunun özelliklerinin başkalarına aktarılma biçimini az çok belirliyor (Karşılıklı konuşmada, dinleyenin kişiliği de, çoğun sınırlayıcı bir etkendir aktarılma biçimi üstünde). Bir yazarın göz ardı edemeyeceği bu kişilerin farklı algılama ya da yansıtma biçimlerini yazınbilim “bakış açısı” başlığı altında incelemektedir. Sözgelişi, Stevenson’ın The Strange Case of Dr Jeckyll and Mr Hyde’ının Türkçe çevirisine İki Yüzlü Adam adı konulursa, roman öyküsünün gizini daha başlangıçta açık eden çevirmenin metni sonundan okumaya başlamış sabırsız okurun bakış açısından sakınamadığı ileri sürülebilir.

Ferit Edgü, Yazmak Eylemi* adlı kitabında bir tek olayı konu edinip bu olayın değişik algılanma-aktarılma-yansıtılma biçimlerini sergileyen çeşitlemeler yazmış. Konu olarak seçilen olay: 14 Şubat 1980 günü, yasadışı bir eylem sonucu, kepenk kapatmaya zorlanan esnaf dükkânlarını açmamış İstanbul’da. Edgü, söz konusu olayın aktarılışında bazen toplumsal tiplerin bakış açısını seçmiş: “Ayaktakımı”, “Eskil”, “Politikacı”, vb. Bunlardan, yarıyıl dinlencesinde karşılaştığı bu ilginç olayı anlatan ortaöğrenim öğrencisinin bütünlük kazanmamış algılama düzeyi, arkadaşıyla yalnızca bankaların açık olduğunu gördüklerini belirttikten sonra sinemaya gitmelerine neden olarak yalnızca sinemaların açık olduğundan söz edişiyle ortaya çıkmaktadır (“Ödev”).

Bu olayın aktarılışında bazen, belli bir ruhsal durumdaki (herhangi) bir kişinin bakış açısı seçilmiş: “Kaçıksı”, “Kaygılı”, “Kızgın”, “Saplantılı”, vb. Edgü, seçtiği kişinin yalnızca ruhsal yapısıyla öylesine sınırlı tutmuş ki anlatımı, kaygılı ya da bıkkın kişilerin erkek mi yoksa bayan mı oldukları bile belirsiz kalabilmiş.

Yazar, önsözde, konu aldığı olayı yan tutmaksızın anlatmayı ereksediğini belirtiyor. Bu açıklama sınanabilir belki, ancak daha ilginci, seçilen olay üstünde yanlı ya da nesnel tanılarla gerekli önlem önerilerinin, olayın can ortasında yaşayan satıcıların değil de olayın etkisini ancak dolaylı olarak duyumsayan ya da hiç dokunca görmeyen kişilerin bilincinde oluşturulmuş oluşu. Bu, olgulara uzaktan bakan kişinin çevren genişliğindendir sanırım ya da soyutlama alışkanlığının gerçeklik üstünde egemenlik kazandığı vurgulanmaktadır.

Söz konusu olayın yansıtılışı için, yazınsal tür ya da kullanmalık metin biçimlerini de seçenekler olarak almış Edgü: “Günlük”, “Masal”, “Mani”, “Rubai”, “Ödev”, “Film Öyküsü”, “Röportaj” gibi. Hemen hepsi, tutarlı biçimde bileştikte bütünlüklü bir ana metin oluşturmaları olası bu metinler toplamı, yazarın amaçladığı “çeşitlemeler”den başka değil yazık ki, umut edilen canlı bir yazınsal metin (roman) örgenselliğine kavuşmuştur denemez.

Bu arada, konu edinilen olay tek bir zamandan yansıtılmıyor. Kimi kez Çarşamba, kimi kez dükkânların kapalı kaldığı Perşembe günü söze dökülen parçaların bazısı ise olay sona erdikten sonra anlatılanlardan oluşuyor (örneğin “Yemekcil”). Zaman bakımından bu üç seçenekli yansıtma olanağı tümüyle tüketilmiş olsaydı, Edgü’nün önsözde belirttiği gibi, 101 değil, 301 metin de yazılabilirdi. Kuşkusuz, yazarın amacı değişik yansıtma yollarının varlığını göstermek olduğundan ve konu alınan olay, bu olaya ilişkin tüm bilgiyi sayısı yirmiyi aşmayan sözcükle eksiksiz olarak ilettiği söylenebilecek, bu nedenle kısa sayılabilecek bir tek tümce ile (çünkü, bilindiği gibi, tümcenin uzunluğunu bağlaçlar aracılığıyla sonsuzlaştırmıştır dil) önsözde açıklandığından, okurun yönelmesi beklenen elbette tek tek parçalardır. Ne var, “Bıkkın” parçası tek başına alındığında konu olan olayla kesin bağ kurdurtacak bir belirtge taşıdığı söylenemez: Söze dökülme zamanı herhangi bir dinlence günü (sözgelişi Pazar) sayılırsa, ki parçada bu sayıltıyı geçersizleyecek kısıtlayıcı bir belirtge de yoktur, yalnızca bıkkın bir kişinin her günkü olağan yakınması durumuna gelebilmektedir parçanın iletisi.

Çekmecesini okur önüne çıkartmaktan çekinmeyen içtenlikli bir yazar olduğunu Ders Notları ile kanıtlamış bulunan Ferit Edgü’nün Yazmak Eylemi adlı yapıtı etyemezler dışındaki tüm okur ve yazarların beğenerek okuyup yararlanabilecekleri bir deneysel çalışma. Ustalığın göstergesi bir yazın şakası.
*Ferit Edgü, Yazmak Eylemi, İstanbul 1980, Ada Yayını.

(Kemal ÖZYURT, Türk Dili, Sayı: 354, s. 889-890, Haziran 1981)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder